Merhaba arkadaşlar! Alay edilmeyi seven var mı? "Hayır" ları duyar gibi oldum. Kimse sevmez alay edilmeyi. Ama alay etmeyi çoğu kişi seviyor. Şimdi size alay etme hakkında bir örnek vereyim de konuyu iyi kavrayalım. Gökçen yazılısından düşük puan alıyor. Lale ise yüksek puan alıyor. Başlıyor sınıfta, Hey sen benim kadar çalışkan mısın haha? diye bağırmaya. Kendini övdükçede övüyor. Bu da yetmezmiş gibi yazılısından düşük alan Gökçen ile alay ediyor: - Gökçen sen bir tembel tenekesin! Ezik domates! Tembel teneke kutusu! Sen benim kadar çalışkan olmazsın. Ee şimdi empati zamanı. Gökçen'in yerinde olmak ister miydiniz? Cevabınız hayırsa ve sizin de alay edilmek hoşunuza gitmiyorsa siz de alay etmeyin kimseyle lütfen. Alay edilince insan ezilmiş gibi oluyor. Hem de insanın kalbi kırılıyor. Lale'ye gelince yazılıdan düşük not almak çok normal. Yani her öğrenci yazılıdan düşük not alabilir. Alay etmesine hiç gerek yok. Zaten alay edilecek bir durum da yok! Alay...
"Eve atıyorum kendimi. Koltuğa bir çırpı oturuyorum. Derin bir iç çekip etrafımı inceliyorum. Her şeyden usanmış bakışları takınan gözlerim, saate çarpıyor bir an duvardaki. 11:42. Annemin yokluğunu hissediyorum. Bu saatte evde olması gerekiyordu. Saniyeler sonra, "Aslı? Anahtar sende miydi?" diyor ilk önce beni panikleten sonra yüreğimi rahatlatan tanıdık o ses. "Evet anne. Ne olur ne olmaz diye yanıma almıştım." Her zamanki gibi o tatlı gülüşünü yüzüne yerleştiriyor. Özlemişim, kaç gündür eve olduğundan geç saatlerde geliyordu. Nihayet annem karşımdaki koltuğa hızlıca oturuyor. Şaşırmıyorum, her zaman böyle acelecidir annem, en normal konularda bile. Şimdi soru yağmuruna hazır ol Aslı. Annemin az sonra soracağı sorulara o denli alıştım ki artık, cevapları ezberimde. "Harika, evet anne, evet anne, tamam anne, bakarız anne..." -"Ee kızım, uzun zamandır anne kız başbaşa konuşamıyorduk.." "Biz zaten her zaman başbaşa değil miydik? İl...
Elbisen çok hoş, nereden aldın?" diyor benden yanıt istercesine çıkan beklentili bir ses tonu ile biri. Arkamı dönüp, yüzümü ona çeviriyorum. Maskesinden dolayı ilk önce yüzünü tanıyamıyorum. O da beni tanıyamıyor gibi. Sonra, o gülümseyince anlıyorum, Aylin. "Gözde'den ödünç aldım." diyemem her hâlde. Gülümseyerek aklıma ilk gelen yalanı söyleyip, Aylin'in meraklı bakışlarının altında kalmaktan kurtuluyorum. "Doğum günümde yakın bir arkadaşımdan hediye almıştım." -Hımm, doğum günün ne zaman?" diyor tek kaşını kaldırıp beni o meraklı bakışlara boğarak yine. Bu kız soru sormayı fazlasıyla seviyor olmalı. "4 Şubat." diyorum yüzüme şirin bir gülümseme yerleştirerek. Ondan da aynı karşılığı aldıktan sonra, bir köşeye oturuyorum. İtiraf etmeliyim, bu kadar sıkıcı bir balo için bu kadar heyecanlanıp hazırlandığım gibi tuhaf bir hâyâl kırıklığı yaşamadım şimdiye dek! Soluk, sakin, bunaltıcı... Bu muydu, bu kadar giyinip süslendiğim? ...
Yorumlar